Dolce Far Niente
Filmi ilk izlediğimde “dolce far niente” deyimini çok farklı yorumlamış ve şöyle demiştim: “E ben zaten boş boş takılıyorum, bunun nesi bana iyi gelecek ki?”
Bunun anlamını, filmi defalarca kez izledikten sonra idrak ettiğimi beni okuyanlara söylemek zorundayım. :D
Bu tutumu uygulamaya başlamam ise 2 sene öncesine dayanıyor ve konunun filmdeki bu sahneyle ilgisi yok.
2 yıl önce kendi yolunu ve kendi çözüm sürecini çizmiş bir kadın olarak terapiste gitmeye karar vermiştim. Kısa süreli bir yolculuktu ama epey doyurucuydu.
Bulunduğum ortamın farkına varmak, güneşin yakıcılığını, rüzgarın tenime değişini hissetmek, ağacın rüzgarda savrulurkenki anına tüm hücrelerimle dahil olmak gibi bir dizi ev ödevimle ayrılmıştım oradan.
Meğer ben birçok şeyi farkındalıkla yapmamışım o zamana kadar.
Peki ya neden? Peki, neden an'da kalamıyordum? Ciddi bir odaklanma problemim ve feci bir kontrol ucubeliğim vardı. Şu an ufak kırıntıları kalsa da, 2 sene önceki Simya ile şimdiki arasında ciddi fark olduğunu söylemekten mutluluk duyuyorum; hatta koltuklarım kabarıyor. :)
Günümüzün en büyük problemlerinden birisi de bu değil mi zaten? An’da kalmamak, çabuk tüketmek ve kaydırmak.
Dolce Far Niente deyiminin amacı, kuru tembellikten çok, anda kalıp anın tadını çıkarmak. Plan yapmamak; hayatın koşuşturmasına ara verdiğimiz için suçluluk duymamak. Tüm varlığımızla o anın tadını çıkarmak. Tadını tüm tat noktalarıyla alarak yemek yemek, kahve içmek. Sohbetin, manzaranın, yemeğin tadını gerçekten çıkarmak. Telefonu kenara bırakıp o kısa süreli haz kutusunu değil, gerçek hazzın tadına varmak.
İtiraf edin, öpüşürken bile anda olmama ihtimaliniz yüzde kaç?
Filmi izleyeli çok oldu. Şimdi senin yazını okuyunca tekrar izlemek istedim, net olarak hatırlamıyorum bazı sahneleri🙃
YanıtlaSilHoşuma gitti 'hiçbir şey yapmama sanatı', yazını çok sevdim.
Bir şey yaparken kesinlikle keyif alarak yapmak gerekiyor, buna katılıyorum balım😄