Dolce Far Niente – Hiçbir Şey Yapmama Sanatı

dolce-far-niente-hicbir-sey-yapmama-sanati


Dolce Far Niente 
Hiçbir şey yapmamanın hoşluğu.

İtalya’ya geldiğinden beri birkaç kelime öğrenmekten ve yemek yemekten öteye gidemediğinden dolayı şikayet eden Liz’e, Luca Spaghetti şöyle der:


-Amerikalı olduğun için öyle geliyor. Zevkine varmayı bilmiyorsun. Amerikalılar eğlenmeyi biliyor ama keyif almayı bilmiyor. (Bu sadece Amerikalılara özgü bir şey değil pek tabii.)


Sorununu bilmek ister misin? diye devam ediyor. 

-Çok çalışıyorsunuz. Tükeniyorsunuz. Sonra da eve gelip bütün hafta sonunu pijamayla televizyon karşısında geçiriyorsunuz.
(PC karşısında pinekleyerek uyumak da sayılır mı? Sayılır tabii.)


Liz, Luca Spaghetti’yi onaylıyor.


Ve Luca devam ediyor:


-Ama keyif almayı bilmiyorsunuz. Bunu hak ettiğinizin söylenmesi lazım.
“Şimdi Miller zamanı” diye bir reklam görüyorsunuz ve “Doğru, gidip altı kutu alayım" diyorsunuz. Hepsini içip ertesi gün berbat bir halde kalkıyorsunuz. (Haksız sayılmaz, mesela bu gece koca şişe votkayı kafaya dikmeyi düşünmüştüm.)
Bunu bir İtalyan’a söylemek gerekmez. Yanında “Bir molayı hak ettin” yazan tabelayla gezer.
O da “Evet, biliyorum. Bu yüzden öğleden sonra işe ara vereceğim ve eve gidip karımla sevişeceğim.” der.


Araya yakışıklı İtalyan erkeğimiz girer ve şöyle der:
-Biz buna “dolce far niente” diyoruz. 
Anlamı: Bir şey yapmamanın hoşluğu. Biz bu işte ustayız.


Sonra hep bir ağızdan Dolce far niente” diye tekrarlarlar.  



Ne dersiniz dolce far niente'yi biraz açalım mı? 


Filmi ilk izlediğimde “dolce far niente” deyimini çok farklı yorumlamış ve şöyle demiştim: “E ben zaten boş boş takılıyorum, bunun nesi bana iyi gelecek ki?”
Bunun anlamını, filmi defalarca kez izledikten sonra idrak ettiğimi beni okuyanlara söylemek zorundayım.  :D


Bu tutumu uygulamaya başlamam ise 2 sene öncesine dayanıyor ve konunun filmdeki bu sahneyle ilgisi yok.
2 yıl önce kendi yolunu ve kendi çözüm sürecini çizmiş bir kadın olarak terapiste gitmeye karar vermiştim. Kısa süreli bir yolculuktu ama epey doyurucuydu.
Bulunduğum ortamın farkına varmak, güneşin yakıcılığını, rüzgarın tenime değişini hissetmek, ağacın rüzgarda savrulurkenki anına  tüm hücrelerimle dahil olmak gibi bir dizi ev ödevimle ayrılmıştım oradan.
Meğer ben birçok şeyi farkındalıkla yapmamışım o zamana kadar.


Peki ya neden? Peki, neden an'da kalamıyordum? Ciddi bir odaklanma problemim ve feci bir kontrol ucubeliğim vardı. Şu an ufak kırıntıları kalsa da, 2 sene önceki Simya ile şimdiki arasında ciddi fark olduğunu söylemekten mutluluk duyuyorum; hatta koltuklarım kabarıyor. :)
Günümüzün en büyük problemlerinden birisi de bu değil mi zaten? An’da kalmamak, çabuk tüketmek ve kaydırmak.


Dolce Far Niente deyiminin amacı, kuru tembellikten çok, anda kalıp anın tadını çıkarmak. Plan yapmamak; hayatın koşuşturmasına ara verdiğimiz için suçluluk duymamak. Tüm varlığımızla o anın tadını çıkarmak. Tadını tüm tat noktalarıyla alarak yemek yemek, kahve içmek. Sohbetin, manzaranın, yemeğin tadını gerçekten çıkarmak. Telefonu kenara bırakıp o kısa süreli haz kutusunu değil, gerçek hazzın tadına varmak.


İtiraf edin, öpüşürken bile anda olmama ihtimaliniz yüzde kaç?



   

Dolce Far Niente – Hiçbir Şey Yapmama Sanatı
Share
  1. Filmi izleyeli çok oldu. Şimdi senin yazını okuyunca tekrar izlemek istedim, net olarak hatırlamıyorum bazı sahneleri🙃
    Hoşuma gitti 'hiçbir şey yapmama sanatı', yazını çok sevdim.
    Bir şey yaparken kesinlikle keyif alarak yapmak gerekiyor, buna katılıyorum balım😄

    YanıtlaSil